Önsel Nedir Felsefe? Hayatta Her Şeyin Bir Öncesi Var, Değil Mi?
Felsefe, arkadaşlar arasında genellikle “yine ne var?” sorusuyla başlar. “Ne var?” dediklerinde, gerçek anlamda soruyu soran kişi ne der? Belki de “Hayatın anlamını çözmeye çalışıyordur” diye düşündüğümüz anlar vardır. O anlar, çok derin olur, ama sonrasında genellikle gülüp geçilir. Ancak felsefenin içine biraz girdikçe, gerçekten “Önsel nedir felsefe?” sorusu bizi o kadar sarmaya başlar ki, hemen bir çay alıp oturur, bir daha ne olduğunu anlamadan derinlere dalarız.
Önsel nedir, diye sorarsanız, felsefe açısından basit ama karmaşık bir soru var karşımızda. Önsel, aslında düşünce dünyasında “şeylerin nasıl olduğunu düşündüğümüz” ile ilgilidir. Biraz karmaşık mı oldu? Hadi biraz açalım.
Önsel Nedir? Bir Önceki Adımda Ne Var?
Düşüncelerin bir başlangıcı vardır, değil mi? Mesela, bu yazıyı yazmaya başlamadan önce bir düşüncem vardı. Yani yazıyı yazmaya karar vermem aslında birkaç saniye önce başlamış bir zincir reaksiyonun parçasıydı. Felsefede bu türden bir “düşünme” tarzı, Kant gibi filozoflar tarafından “Önsel” (a priori) olarak adlandırılmıştır. Temelde, bir şeyin nasıl bir gerçekliğe sahip olabileceğini, dış dünyadaki verilerden önce zihnimizde kurarız. Kısaca, önsel, duyusal dünyadan önce var olan düşüncelerdir.
Ama şimdi gelin, bunu biraz daha günlük yaşantımıza indirelim. Örneğin, sabah kalktığınızda güne dair bir düşünceniz olur. “Bugün nasıl geçecek?”, “İyi uyanabildim mi?”, “Çayımı içerken ne düşünsem?” gibi. İşte, bu düşünceler dış dünyadaki bir olay olmadan önce başlar. Yani sabah kalkıp düşündüğünüz şeyler aslında önsel bir düşünme sürecinin ürünüdür.
Mesela ben her sabah, uyandığımda düşünürüm:
“Ah, yine geç kaldım mı?”
“Bu kahvaltı, nasıl olur?”
“Bir de şimdi spor yapmalı mıyım? Yok, sonra yaparım, kahvaltıya odaklanayım.”
İşte bu, düşünce dünyasında, hayatımıza dair yaptığımız önsel çıkarımlardır. Kimseye bir şey olmadan, sadece zihnimizde var olan bir düşünce süreçlerinin başlangıcıdır.
Felsefi Olarak Önsel Düşünceler: Gerçekten Var Mıyız?
Bir önceki paragrafı okurken içinizden “Ya ama gerçekten öyle mi?” diye geçirdiyseniz, felsefeyi birazcık seviyorsunuz demektir. Çünkü felsefe, genellikle bu tür soruları sormakla başlar. Bir önceki yazımda da bu “gerçek” konusunu sorgulamıştım, hatırlarsınız. Şimdi burada şunu soralım: Dış dünyada gerçekten bir şeyler var mı? Ya da “gerçek” dediğimiz şey, sadece zihnimizde var olan bir inşa mı?
Bu soruları, filozofların yıllardır kafasında dönüp duran türde sorulardır. Fakat burada asıl mesele şu: Önsel düşüncelerle bir şeyler yapabilir miyiz? Bir yeri düşünmeden gitmek mümkün mü? Veya hiç görmediğimiz bir şeyi zihnimizde tasavvur edebilir miyiz?
Hayatın her anı bu tür sorularla doludur. Aslında biz “gerçekliği” bir biçimde zihnimizde kurarız. İşte, bu noktada Kant’ın önsel düşünce tanımına girebiliriz. Yani bir şeyleri, dış dünyayı deneyimlemeden önce zihnimizde tasavvur etmek ve ona göre hareket etmek.
Bunu şöyle açıklayabilirim:
Sabah uyanıp, kahvaltı hazırlarken, mutfak tezgahında yer alan çatal bıçakları görmeden önce, zihnimde onları zaten “orada” olduğunu biliyorum. Yani, dışarıdan bir uyarı olmasa da, o çatal bıçakları, önce zihnimde var olurlar. Bu önsel düşünceler, zihnimizin daha büyük bir resme dair nasıl düşündüğünün göstergesidir.
Günlük Hayatta Önsel ve O Anki Düşünceler
Şimdi biraz daha gündelik hayatımıza inelim. Bu tür önsel düşünceleri nasıl yaşıyoruz? Bunu, sosyal hayatımızda çok sık görürüz. Bir arkadaşım mesela hep der ki: “Beni anladığını düşünüyorum, ama senin ne düşündüğünü bilmeden anlamış olmuyorum.” Aslında, bu çok doğru bir şey. Çünkü her şeyin “öncesi” vardır ve bizim zihnimizde bu süreçler devam eder.
Bir akşam bir kafede oturuyorum, arkadaşım yanıma geliyor.
Arkadaşım: “Bugün ne yaptın?”
Ben: “Aa, ne mi yaptım? Şu an seninle muhabbet ediyorum.”
Arkadaşım: “Evet, ama önce ne düşündün? Şu an buraya gelmeden önce zihninde ne vardı?”
Ben: “Vallahi bir şey yoktu, sadece buraya gelince düşündüm. Zihnimde ne varsa, buraya gelince hepsi önsel oldu, işte.”
Felsefe, böyle işte, bazen aşırı ciddi olur, bazen de çok gündelik hayatla iç içe olur. Önsel düşünceler, her an bizim zihnimizde döner, ama o kadar doğal ve içten gelirler ki, fark etmeden bir şekilde “gerçeklik” oluştururuz. Öylece bir düşünce gelip geçer, sonra bir bakarsınız, hayatınızda “öncesi” kalmış bir şeydir. “Ah, şu an niye kafam karışık, niye bu kadar çok düşündüm” diye sorgulamaya başlarsınız.
Önsel Nedir? “Gerçekten” Düşüncelerimiz Var Mı?
Bu noktada, işte birazcık daha derinleşelim. Gerçekten düşüncelerimiz var mı? Ya da biz, dış dünyayı algılamadan önce nasıl “doğru”yu ve “yanlışı” belirliyoruz? Bence bunlar felsefenin en eğlenceli, aynı zamanda da en kafa karıştırıcı yanları. Çünkü her zaman bildiğimiz şeyin, aslında nasıl ve neden oluştuğunu sorgulamak, gerçekten insanı deli edebiliyor.
Bir arkadaşım var, hep der: “Felsefe yapmak istiyorum ama bir yanda kahvemi içip rahatça sohbet ediyorum. Hangisi daha sağlıklı?” Bu cümledeki ikilem, aslında önsel düşüncelerin bir tür sonucudur. Kahve içmek, içsel bir huzura neden olabilir; felsefe yapmak, kafa karıştırabilir. Bazen her şey çok net gibi görünse de, aslında o kadar da “gerçek” değil. Felsefe yapmak bir yerde, bizlere başka bir bakış açısı kazandırıyor. Ya da her şeyin öncesi vardır, diyebilirsiniz.
Sonuç: Önsel Düşüncelerle Yaşamak
Sonuç olarak, önsel düşünceler hayatın her anında var. Belki de içsel dünyamızda olmayan hiçbir şey gerçeğe dönüşemez. Biz, her an önsel bir şeyler düşünerek hareket ederiz. Bu felsefi kavramı gündelik hayatla bu kadar iç içe düşündüğümüzde, aslında dünyanın ne kadar fazla olgusal ve soyut olduğunu fark edebiliriz. Her düşüncemiz, bir başka düşünceyi doğurur, ve her düşünce, bizim gerçeğimizi şekillendirir.
Yani, özetle: Önsel nedir? Her şeyin öncesinde düşündüğümüz, belki de hiç sorgulamadığımız ama aslında her anımızı şekillendiren şey. Felsefe, bazen çok derin ama çoğu zaman en basit sorularda gizlidir. “Neden? Neden?” diye sorarken, aslında hep bir öncesi vardır ve o “önce”, bazen çok daha önemli olabilir.